Tapu iptal ve tescil davalarında ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuki sebeplerinin bir arada ileri sürülmesi üzerine düşünceler

GENEL OLARAK

Herhangi bir dava açılırken davacının iddialarının dayandırıldığı vakaların (olayların) tutarlı bir şekilde dava dilekçesine yazılması çok önemlidir. O vakaların hukuki nitelendirmesini yapma görevi hakime ait olduğundan asıl önemli olan, vakaların mantıksal çerçevede doğru olarak dilekçeye aktarılmış olmasıdır. O vakaların -şartları varsa- hangi hukuki kalıba oturtulacağına hakim karar verir.

MİRAS HUKUKUNDA UYGULAMA ALANI BULAN TAPU İPTAL VE TESCİL DAVALARI

Miras hukukunda belki de en çok rastlanan dava türü tapu iptal ve tescil davalarıdır. Aslında “tapu iptal ve tescil davası” diye tek bir dava türü yoktur. Denebilir ki “tapu iptal ve tescil davası” bir üst başlıktır ve bu başlık altında “ehliyetsizlik sebebiyle tapu iptal ve tescil davası”, “muris muvazaası sebebiyle tapu iptal ve tescil davası”, “hata, hile, gabin sebebiyle tapu iptal ve tescil davası”, “vekalet görevinin kötüye kullanılması sebebiyle tapu iptal ve tescil davası” gibi çeşitli alt başlıklar (dava türleri) mevcuttur. Bu davaların hepsinin ortak noktası amaçlarının aynı olmasıdır: Dava konusu gayrimenkulün tapu kaydının iptali ve davacı(lar) adına tescil edilmesi.

Peki, davacı tapu iptal ve tescil davasını açarken doğası gereği birbiriyle çelişen birden fazla hukuki sebebe dayanabilir mi? Örneğin davacı bir kız, ölen babasının sağlığında, (kızın) erkek kardeşine (yani oğluna) devrettiği bir gayrimenkulle ilgili olarak “Babam bu gayrimenkulü erkek kardeşime devrederken ne yaptığını bilmiyordu, akıl sağlığı yerinde değildi.” iddiasında bulunmak suretiyle bir yandan ehliyetsizlik hukuki sebebine dayanıp, öte yandan “Babam bu gayrimenkulü benden mal kaçırmak amacıyla erkek kardeşime muvazaalı olarak bedelsiz devretti.” iddiasıyla muris muvazaası hukuki sebebine dayanabilir mi? Hemen cevap verelim: Evet, dayanabilir.

Gerçekten de Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, son zamanlarda vermiş olduğu birçok kararında tapu iptal ve tescil davalarında birden fazla hukuki sebebe dayanılmasına herhangi bir hukuki engel olmadığını tutarlılıkla belirtmektedir. Dairenin, ilgili kararlarında standart olarak kullandığı ifadeler şöyledir:

“Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.04.1990 gün ve 1990/1–152, 1990/236 sayılı kararında vurgulandığı gibi, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Hukuki sebeplerden bir tanesinin diğer hukuki sebebin incelenmesine olanak verir niteliği bulunduğu sürece önem ve lüzum derecesine göre birden fazla hukuki sebep aynı davada inceleme ve araştırma konusu yapılabilir.

Dayanılan nedenlerden birinin ehliyetsizlik olması halinde ise, kamu düzeniyle ilgili bulunması ve ehliyetsizliğin saptanması halinde öteki nedenlerin incelenme gereğinin ortadan kalkacağı hususları dikkate alındığında öncelikle bu neden üzerinde durulması gerektiği kuşkusuzdur.”

EHLİYETSİZLİK İDDİASININ DİĞER İDDİALARDAN ÖNCE İNCELENMESİ KURALI

Bir kişi belirli bir hukuki işlemi (örneğin gayrimenkul satışı) yaparken temyiz kudreti yoksa (yani akıl sağlığı o işlemin sonuçlarını öngörmesine müsaade edecek seviyede değilse) o işlem hukuki tabirle “kesin hükümsüz” niteliktedir, diğer bir deyişle hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Ehliyetsizlik öyle bir hukuki geçersizlik sebebidir ki eğer saptanırsa, ilgili hukuki işleme ilişkin olarak ileri sürülen diğer geçersizlik sebeplerinin incelenmesine kalmaz. Dolayısıyla, Yargıtay’ın da altını çizdiği üzere ehliyetsizlik iddiası, diğer iddialara nazaran öncelikle incelenmelidir. Ehliyetsizlik iddiası ispatlanırsa işlem zaten kesin hükümsüz olduğundan (dava ehliyeti gibi usuli istisnalar hariç) dava kabul edilecektir. Ehliyetsizlik iddiası ispatlanamazsa ancak o zaman diğer  geçersizlik sebeplerinin incelenmesine geçilebilir.

EHLİYETSİZLİK HUKUKİ SEBEBİNİN MURİS MUVAZAASI HUKUKİ SEBEBİYLE BİR ARADA İLERİ SÜRÜLMESİ

Uygulamada tapu iptal ve tescil davası açan bazı avukatların “Biz her halükarda ehliyetsizlik iddiamızı ileri sürelim de, ispat edemesek bile nasıl olsa diğer iddialarımız da mahkemece incelenecek.” tarzında bir yaklaşımla -bize göre- büyük bir kumar oynadıkları görülmektedir. Şöyle ki;

Ehliyetsizlik iddiası ciddiyse, örneğin murisin işlem tarihinde akli melekelerinin yerinde olmadığı doktor raporları ve tanık anlatımlarıyla sabitse, bu iddianın ileri sürülmemesi düşünülemez bile, mutlaka ileri sürülmelidir. Öte yandan, ehliyetsizlik iddiası (gerçek olsa bile) bunu kanıtlamaya elverişli deliller mevcut değilse, bize göre bu iddianın kasten ileri sürülmemesi gibi bir strateji dahi güdülebilir. Bunun nedenine gelince, ehliyetsizlik ve muris muvazaası iddialarını bir arada ileri süren bir davacı, dava dilekçesinde ister istemez birbiriyle çelişen beyanlarda bulunacaktır. Öyle ya, davacı bir yandan “işlem geçersiz çünkü işlemi yapan murisin aklı başında değildi” diyerek ehliyetsizlik iddiasını ileri sürecek, diğer yandan “muris dava konusu işlemi bizden mal kaçırmak amacıyla yaptı” diyerek muris muvazaası iddiasını ileri sürecektir. İşte böyle bir davada öncelikle ehliyetsizlik iddiası ele alınacak, bu iddia delil yetersizliği veya sair bir sebeple ispatlanamazsa, muris muvazaası iddiasının incelenmesine geçilecektir. Ehliyetsizlik iddiası ispatlanamadığı için muris muvazaası iddiasının incelenmesine geçildiğinde ise davalı taraf davacıyı;

“Efendim muris muvazaası davalarında önemli olan murisin gerçek amaç ve iradesinin ortaya konmasıdır. Davacının dilekçesine bakınız. Bir yandan murisin işlem sırasında ehliyetsiz olduğunu iddia ediyor. Öte yandan aynı murisin mirastan mal kaçırmak amacıyla hareket ettiğini söylüyor. Bu iki iddianın aynı anda doğru olması mantıken imkansızdır. Zira ehliyetsiz olan kişinin mirastan mal kaçırma dahil herhangi bir amaçla hareket etmesi düşünülemez.” 

şeklinde savunma yapmak suretiyle köşeye sıkıştırabilecek ve mahkeme nezdinde davanın kurgusunu tartışmalı hale getirebilecektir. Nitekim uygulamada ehliyetsizlik ve muris muvazaası iddialarının bir arada ileri sürüldüğü ve ehliyetsizlik iddiasının ispatlanamaması sebebiyle muris muvazaası iddiasının incelenmesine geçilen davalar azımsanmayacak bir oranda kaybedilmektedir.

EHLİYETSİZLİK HUKUKİ SEBEBİNİN BİR DİĞER HANDİKAPI: BİRDEN FAZLA MİRASÇI OLMASI HALİNDE BİR MİRASÇININ KENDİ MİRAS PAYINA İLİŞKİN OLARAK DİĞER MİRASÇILARDAN BAĞIMSIZ ŞEKİLDE DAVA AÇAMAMASI

Bu da uygulamada ne yazık ki çok sıklıkla göz ardı edilen bir meseledir. Muris muvazaası davalarında her bir mirasçı kendi miras payına ilişkin olarak dava açarak yine kendi miras payı oranında tapu iptal ve tescil talep edebilir. Ne var ki bilindiği üzere miras ortaklığında kural her türlü davanın ancak tüm mirasçılar tarafından birlikte açılabileceğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/1-1808 – K. 2013/699 numaralı 15.05.2013 tarihli kararında tam da bu konuyla ilgili çok önemli bir karar vermiştir. Söz konusu davaya konu uyuşmazlıkta, davacının ehliyetsizlik iddiası ispatlanmış olmasına rağmen dava dışı yasal mirasçılar olduğu için dava usulden reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

” Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak miras payı oranında tapu iptali ve tescil istenilen davada mahkemece miras bırakanın ehliyetsiz olduğunun belirlenmesi karşısında; her iki hukuki sebebin de mahkemece gözetilmesinin olanaklı olup olmadığı, buna göre de miras payı oranında tapu iptali ve tescile karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.04.1990 gün, 1990/1-152-1990/236 sayılı kararında vurgulandığı gibi davada maddi olaylar bakımından bir kaç hukuki sebebin bir arada gösterilmesinde, ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.

Ne var ki, ehliyetsizlik iddiası kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gerekeceğinden, öncelikle bu iddia yönünden bir araştırma yapılmasında zorunluluk vardır. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme gücü bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Kişinin ehliyetli olduğunun saptanması halinde, davada dayanılan diğer hukuki sebep olan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil koşullarının oluşup oluşmadığı araştırılmalıdır.

Mahkemece alınan 14.09.2007 tarihli Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapora göre, miras bırakan H. B.nin akit tarihi itibariyle ehliyetsiz olduğu saptanmıştır. Özel Daire ve Yerel Mahkeme arasında bu husus, uyuşmazlık konusu değildir. Mahkemece ehliyetsizlik saptandığına göre, artık muris muvazaası iddiasının araştırılmasına gerek yoktur.

Çözümlenmesi gereken diğer husus, ehliyetsizlik iddiasında davacılar lehine miras payı oranında iptal tescil kararı verilip verilemeyeceğidir.

Bilindiği üzere; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi hükmü uyarınca; miras, murisin ölümüyle ve terekenin açılmasıyla mirasçılarına geçer ve mirasçılar terekedeki mallar (menkul-gayrimenkul) üzerinde bu tarih itibari ile hak sahibi olurlar. Türk Medeni Kanunu’nun 640.maddesi hükmü gereğince birden çok mirasçının bulunması halinde, mirasın intikaliyle paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Böylece, mirasçılar terekeye elbirliği mülkiyeti ile sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Türk Medeni Kanunu’nun 701/2. maddesi hükmüne göre, elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. Bir başka ifadeyle, tereke üzerindeki hak sahipliği ortaklardan tek başına hiçbirine ait olmayıp, hak sahibi olan ortaklıktır.

Bu yasal düzenlemelere göre, miras ortaklığı mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan, terekedeki paylar ayrılmaksızın ortaklığa dahil olan mirasçılara aittir. Tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece, mirasçıların terekeye giren mallar üzerinde somut ve bağımsız payları mevcut değildir.

Kural olarak iştirak halindeki mülkiyet kuralları (mülga 743 sayılı TKM m. 581, 630; 4721 sayılı m. 701, 702 ) gereğince, miras şirketinin (terekenin) tümüne ilişkin davaların, bütün mirasçılar tarafından birlikte açılması gerekir. Mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı mevcuttur.

Mirasçılardan yalnız birinin ya da birkaçının dava açması hususunda iki ihtimal vardır: Birincisi özellikle acele hallerde miras şirketinin menfaatini korumak için tüm mirasçılar adına yalnız başına dava açabilir. Ancak böyle bir davayı tek başına yürütemez. Diğer mirasçıların davaya katılmasının sağlanması için davacıya uygun süre verilir. İkinci ihtimal de, bir mirasçı terekeye ait bir mal, hak veya alacaktan yalnız kendi payına düşen kısım için yalnız kendi adına dava açarsa, böyle bir dava reddedilir. Çünkü, bir mirasçının iştirak halindeki pay üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi yoktur. Böyle bir dava diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına da açılmadığından, davaya diğer mirasçıların katılmasına (icazet vermesine) imkan yoktur. Davanın reddi gerekir. (Prof. Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6.baskı, cilt:1, 2001, syf 992)

Yukarıda açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmıştır.

Örneğin 11.10.1982 Tarih, 3/2 Sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararında, mirastan doğan iştirak halindeki mülkiyette, ortaklardan birinin ya da bir kaçının kendi adına MK’nun 618.maddesi hükmüne dayanarak üçüncü kişilere karşı açtığı el atmanın önlenmesi davalarında, davanın yürütülebilmesi için diğer ortakların muvafakatının alınması ya da MK’nun 581.maddesi uyarınca bir mümessil tayin ettirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

Yine 01.04.1974 Tarih, ½ Sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararında ise, “Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmesi halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar görünürdeki satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri” belirtilmiştir. Bu içtihatı birleştirme kararı uyarınca mirasçıların, miras bırakanın mirasçılarından mal kaçırmak kastı ile taşınmazı temlik etmeleri halinde, her bir mirasçının miras payı oranında dava açabileceği benimsenmiştir. Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı istemlerde, terekeye değil, mirasçıya karşı yapılmış haksız bir fiilin varlığı kabul edilmektedir. Bir kısım mirasçılar miras bırakanın iradesini kabullenerek dava açmayabilirler. Bu nedenle tüm mirasçıların davada yer alması zorunlu değildir. Sonuçta, tapu iptali ve tescile, muvazaayı ileri süren mirasçı ya da mirasçılar lehine hükmedilir. Dava açmayan mirasçılar yönünden temlike konu işlem geçerli olarak kalır.

Somut olayda, miras bırakan H.B. 27.04.2004 tarihinde vefat etmiş olup, geriye mirasçı olarak eşi A. B., dava dışı D. B.ve davacılar D. ve B.B. kalmıştır. Eldeki davada ehliyetsizlik iddiasına dayalı mülkiyet çekişmesi bulunduğuna, tüm mirasçılar davada yer almadığına ve tüm mirasçılar adına ya da taşınmazın terekeye iadesi istemi ile dava açılmadığına göre, bir kısım mirasçılar tarafından pay oranında tapu iptali ve tescil istemli açılan davanın dinlenilmesine olanak yoktur.

O halde ehliyetsizlik iddiası ile mirasçılardan biri ya da birkaçı, miras payı oranında iptal tescil istemi ile dava açamayacağından, davanın reddine karar verilmelidir.”

SONUÇ OLARAK

Davacılar, açmayı düşündükleri tapu iptal ve tescil davalarında ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuki sebeplerini bir arada ileri sürerken çok ama çok dikkatli olmalıdırlar. Şöyle ki;

  • Ehliyetsizlik iddiası herhangi bir delile dayanmıyorsa ispatlanamayacak, mahkemece doğrudan muris muvazaası iddiasının incelenmesine geçilecek ve bu durumda davalı tarafın “bu iki iddianın birbiriyle çeliştiği” şeklinde makul ve çürütülmesi zor savunması ile karşı karşıya kalınacaktır.
  • Ehliyetsizlik iddiası ispatlansa dahi dava miras payı oranında açılmışsa dava usulden ve doğrudan reddedilecektir. (Bu, yani davanın miras payı oranında açılması hiç kuşkusuz büyük bir avukatlık hatasıdır.)
  • Ehliyetsizlik iddiasının ispatlanabileceği düşünülüyorsa tabii ki ileri sürülmelidir. Ancak davalı(lar) haricinde dava dışı yasal mirasçılar varsa mutlaka onlar da davanın davacı tarafında yer almaya ikna edilmeli ve dava o şekilde açılmalı, başlangıçta bu yapılamıyorsa dava asla miras payı oranında tapu iptali ve tescil talebiyle açılmamalı ve “dava konusu taşınmazın terekeye iadesi” talebiyle veya davalı(lar) haricindeki tüm yasal mirasçılar adına bir tapu iptal ve tescil davası açılmalıdır. Bu durumda mahkeme, esasa geçmeden evvel dava dışı yasal mirasçıların davaya muvafakatlerini arayacak, dava ancak o zaman esastan görülmeye başlanabilecektir.
  • Bu konuyla ilgili en detaylı bilgi “Miras Ortaklığının Dava Ehliyeti” başlıklı yazımız içeriğinde mevcuttur.

 

 

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir