Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin muris muvazaasına adeta davetiye çıkaran skandal kararı!

Yargıtay Kararları Dergisi’nin Şubat 2016 sayısının 262’nci sayfasında Yargıtay 1’inci Hukuk Dairesi’nin 13.01.2016 tarih ve 2015/17840 E. 2016/261 K. sayılı kararı yayımlandı. Bu karar bize göre tamamen yanlıştır ve muris muvazaası yapma (yani mirasçılarından mal kaçırma niyetinde olan) murislere adeta yol göstermektedir. Asıl ilginç olan ise aynı Dairenin yakın tarihli ve tam ters yönde yüzlerce kararı olmasıdır. Dairenin, süregelen bir uygulamasından bu şekilde sapması hukuk güvenliğini de ağır şekilde sarsmaktadır.

Dava konusu olayda murisin birkaç yasal mirasçısı (davacılar), diğer birkaç yasal mirasçıya (davalılar) karşı muris muvazaası davası açarak yasal miras payları oranında kendi adlarına tescil talep etmiş, dava, ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilmiştir. Yargıtay 1’inci Hukuk Dairesi ise kararı aşağıdaki gerekçeyle bozmuştur:

“Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; mirasbırakan Hamit’in 17.12.2011 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacılar, davalılar ve dava dışı oğlu Aydemir’in kaldığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.

4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. (…)

Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliğiyle karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. 

TMK’nın 702/2. maddesiş bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış, bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edilebilmesi için öteki ortakların olurlarının (onaylarının) alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. (11.10.1982 tarihli 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir. 

Somut olayda, murisin ölüm tarihi itibariyle elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet söz konusu olup, veraset ilamına göre dava dışı mirasçının bulunduğu görülmektedir. 

O halde, davaya katılmayan dava dışı mirasçı Aydemir’in davaya olurunun alınması ya da miras şirketine TMK’nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir.”

Görüldüğü üzere Daire, bu kararında, muris muvazaası davalarında murisin istisnasız tüm yasal mirasçılarının ya davacı ya da davalı tarafta yer alması gerektiğini belirtmektedir. Daireye göre, dava konusu olayda olduğu gibi davaya herhangi bir sıfatla dahil olmayan yasal mirasçı varsa dava görülemez. Bu görüş bize göre kökten yanlıştır. Şöyle ki;

Her şeyden önce Türk Medeni Kanununda miras ortaklığıyla ilgili olarak öngörülen elbirliği (iştirak) mülkiyeti ve buna bağlı “oybirliği kuralının” yasal mirasçılar arasındaki davalarda uygulanmadığı izahtan varestedir. Gerçekten de oybirliğinin mutlak şekilde aranması demek dava edilen yasal mirasçıların, kendilerine karşı açılan davaya muvafakat etmelerini aramak olur ki bu, abesle iştigaldir. Daire de zaten davalıların böyle bir muvafakatini aramamaktadır. Sorun, dışarıda kalan (dava dışı) yasal mirasçı olması halinde ortaya çıkmaktadır.

Muris muvazaası davaları, murisle yasal mirasçıları arasındaki beşeri ilişkilerle çok sıkı bağlantı içinde olan özellikli uyuşmazlıklardır. Somut olayın özelliklerine göre birden fazla yasal mirasçı olması durumunda mirasçılar arasında gruplaşmalar olması da mümkündür. İşte Yargıtay 1’inci Hukuk Dairesi’nin yukarıda alıntılanan içtihadını bilen ve mal kaçırma amacı güden bir muris,  kayırmak istediği birden fazla mirasçısından sadece birine kazandırmada bulunmak suretiyle, ölümünden sonra açılması muhtemel muris muvazaası davalarını baştan etkisiz hale getirebilir. Şöyle ki;

Muris M’nin A, B, C ve D olmak üzere dört yasal mirasçısı (dört kardeş) olduğunu farzedelim. Bu kardeşler arasında da A-B ve C-D şeklinde bir gruplaşma (husumet) olsun. Muris M de sağlığında A-B’ye destek çıkıp, C-D’ye cephe almış olsun. Bu nedenle C-D’ye herhangi bir miras bırakmak istemeyen M, tapu sicil müdürlüğüne giderek sahip olduğu tüm gayrimenkulleri yasal mirasçı A’ya devretsin, B’ye herhangi bir devir yapılmasın. A ile B arasında gizli bir adi ortaklık olsun ve A, üzerine geçirdiği tüm gayrimenkullerden elde ettiği geliri kardeşi B ile eşit olarak paylaşıyor olsun.

Yargıtay 1’inci Hukuk Dairesi’nin yukarıdaki içtihadı doğru kabul edilirse, örneklenen bu olayda, muris M’nin ölümünden sonra A’ya karşı muris muvazaası davası açan C ve D’nin davası, dava dışı yasal mirasçı (B) bulunması sebebiyle reddedilecektir. A ve B zaten birlikte hareket ettikleri için B, açılan davaya asla muvafakat etmeyecek, miras ortaklığına temsilci atanması ise yargılamayı gereksiz yere uzatacak ve belki de çıkmaza sokacaktır.

Bir örnek daha verelim: Ölmeden önce tüm gayrimenkullerini muvazaalı şekilde ikinci eşinin üzerine geçiren muris M’nin hem ilk eşinden hem de ikinci eşinden birer çocuğu olsun. Murisin bu durumda üç yasal mirasçısı vardır: Bunlar, ilk eşinden olma çocuğu, ikinci eşi ve ikinci eşinden olma çocuğudur. Murisin ölümünden sonra ikinci eşe karşı muris muvazaası davası açan ilk eşten olma çocuğun davası için ikinci eşten olma çocuğun (yani davalının çocuğunun) muvafakati mi aranacaktır? Bu, kelimenin tam anlamıyla abesle iştigal olur. Hangi çocuk, annesine karşı açılan muris muvazaası davasına muvafakat verir?

Yüksek mahkemeler, verdikleri kararlar ile oluşturdukları içtihatlarının “kötüye kullanılabilecek” nitelikte olmamasına çok dikkat etmelidirler. 1’inci Daire’nin verdiği karar, içtihatlarını iyi takip eden kötü niyetli kişiler tarafından kolaylıkla suistimal edilebilecek niteliktedir. Dava konusu olaya dönecek olursak, murisin dava dışı oğlu Aydemir’in davalılar ile birlikte hareket ediyor olması pekala mümkündür. Yasal miras hakları ihlal edilen davacı yasal mirasçıların davalarının, dava dışı Aydemir’in davada yer almaması sebebiyle reddedilmesi esasın usule kurban edilmesiyle eş anlamlıdır.

Önemle belirtmek gerekir ki, açılan bir muris muvazaası davasında davacılar kendi miras payları oranında tescil değil de, mirasbırakan adına tescil talep ediyorlarsa bu, (varsa) dava dışı mirasçılar adına da bir istekte bulunuluyor demektir. İşte bu ihtimalde, dava dışı yasal mirasçıların da davaya olurlarının aranması doğrudur. Zira onların da haklarını etkileyen bir durum söz konusudur. Ancak eleştiri konusu davada olduğu gibi kendi yasal miras paylarıyla ilgili olarak dava açan davacıların davası için dava dışı yasal mirasçının olurunun aranması kesinlikle yanlıştır. 

Yine bu konuyla ilgili olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun  2012/1-1808 E. – 2013/699 K. numaralı ve 15.5.2013 tarihli kararında harikulade açıklamalar mevcuttur. Söz konusu kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Yine 01.04.1974 Tarih, ½ Sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararı’nda ise, “ Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmesi halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar görünürdeki satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri belirtilmiştir. Bu içtihatı birleştirme kararı uyarınca mirasçıların, miras bırakanın mirasçılarından mal kaçırmak kastı ile taşınmazı temlik etmeleri halinde, her bir mirasçının miras payı oranında dava açabileceği benimsenmiştir. Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı istemlerde, terekeye değil, mirasçıya karşı yapılmış haksız bir fiilin varlığı kabul edilmektedir. Bir kısım mirasçılar miras bırakanın iradesini kabullenerek dava açmayabilirler. Bu nedenle tüm mirasçıların davada yer alması zorunlu değildir. Sonuçta, tapu iptali ve tescile, muvazaayı ileri süren mirasçı ya da mirasçılar lehine hükmedilir. Dava açmayan mirasçılar yönünden temlike konu işlem geçerli olarak kalır.

Hukuk Genel Kurulu kararından da açıkça anlaşıldığı üzere, eleştiri konusu 1. Hukuk Dairesi kararında, dava dışı yasal mirasçının davaya olurunun aranması kesinlikle yanlıştır. Muris muvazaası davalarında “her koyun kendi bacağından asılır”. Hiçbir yasal mirasçı dava açmaya veya davaya muvafakat etmeye zorlanamaz.

Sonuç olarak, yasal miras payı oranında tescil talep edilen muris muvazaası davalarında (dava dışı yasal mirasçı olsa bile) oybirliği kuralının uygulanmaması gerektiği ve bu davaların görülebileceği (esasa girilebileceği) açıktır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin yukarıda eleştirilen içtihadından en kısa sürede dönmesini ve süregelen uygulamasına sadık kalmasını ümit ediyoruz.

 

Share

Comments

  1. İrem Günenakan : Haziran 19, 2016 at 11:10 am

    Üstadım bu karar muvazaa davalarının görülbilir anlaşılabılir olması ve kişinin sağken verdiği kararların kabul edilmesi yönünde ilerleme kaydedilen çok olumlu bir karardır. Yaşarken malı üzerinde tam yetkili olabilen kişi muvazaa bedeniyle ölümünden sonra irade ve niyet sorgusuna girilmesi hukuk adına baştan bir garanet ve haksızlık oluşturmaktadır.

    • Miras Hukuku Avukatı : Haziran 20, 2016 at 7:04 pm

      İrem Hanım,
      Katkınız için teşekkürler ancak görüşünüze iştirak edemiyoruz. Murisin sağken verdiği tüm kararlar kayıtsız şartsız kabul mü edilmelidir? Her şeyden önce saklı pay denen bir gerçek var ortada. Yargıtay’ın bu kararını savunuyorsanız, örneğin her iki evliliğinden birer çocuğu olan bir adamın ikinci eşiyle evliyken vefatı sonrası ilk çocuğunun ikinci çocuğa açacağı muris muvazaası davasında davalının öz annesinin muvafakatinin aranacağının farkında mısınız? Böyle bir şey düşünülebilir mi? Tabii ki hayır. Karar son derece yanlıştır. Bunun tartışması yoktur. Her muris, saklı payları ihlal etmeden sağlığında ölüme bağlı tasarrufla istediği vasiyeti yapar. Zaten biliyorsunuz artık anne baba, eş ve çocuk haricinde saklı paylı mirasçı da yok. Bunların haricinde mirasçısı olan zaten dilediği vasiyeti yapar, ölümünden sonra kimse de bir şey yapamaz. Mesele bu kadar basittir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir