Muris muvazaası davalarının “ecrimisil” boyutu

Giriş

Önceki yazılarımızda ayrıntısıyla açıklandığı üzere, muris muvazaası davasının konusu, murisin hayatta iken tapuda yaptığı muvazaalı gayrimenkul satış işlemidir. Muris, gerçekte bağışlamak istediği gayrimenkulünü tapuda satış göstererek, müstakbel yasal mirasçılarını müstakbel miras haklarından mahrum bırakmakta, onlardan mal kaçırmaktadır. Bahse konu muvazaalı işlemin kesin hükümsüz olduğu, dolayısıyla bu şekilde yapılan tapu devrinin aslında hiçbir hüküm ifade etmediği ve yolsuz tescil oluşturduğu izahtan varestedir. Nitekim murisin ölümünden sonra dava açan (saklı paylı olsun veya olmasın) yasal mirasçılar, söz konusu muvazaalı satışları iptal ettirebilmekte ve gayrimenkullerin yasal miras payları oranında adlarına tescilini sağlayabilmektedir. Acaba bu (davacı) yasal mirasçıların, muvazaalı satış işlemiyle gayrimenkulü temlik alan kişi veya kişilere karşı ileri sürebilecekleri başka talepleri olabilir mi veya olmalı mıdır? Bu sorunun cevabı hemen hemen her zaman “evet” tir. Şöyle ki;

Bir haksız işgal tazminatı olarak ecrimisil

Yargıtay’a göre ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararında, fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır.

Ecrimisil konusunu muris muvazaası açısından ele alacak olursak, muvazaalı işlemle gayrimenkulü temlik alan kişinin, murisin ölüm tarihinden itibaren, kendisinden mal kaçırılan yasal mirasçıya ecrimisil ödemekle yükümlü olduğu sonucuna kolaylıkla ulaşabiliriz. Konuyu somutlaştırmak açısından bir örnek üzerinden devam etmekte fayda vardır:

Muris M, kızı K’den mal kaçırmak amacıyla, sahibi olduğu gayrimenkulü ölmeden önce oğlu O’ya muvazaalı şekilde devreder ve 1.1.2010 tarihinde vefat eder. M’nin ölümünden sonra, kardeşi O’ya karşı muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil talepli bir dava açan K davayı kazanır, böylece gayrimenkulün yarı hissesi K adına tescil edilir ve nihayet karar 1.1.2014 tarihinde kesinleşir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre bu durumda K, kardeşi O’ya karşı ecrimisil talepli bir dava açarak, babası muris M’nin ölüm tarihi olan 1.1.2010 ila dava (ecrimisil davası) tarihi arasındaki dönem için ecrimisil talep edebilecektir. Zira M’nin O’ya yaptığı devir kesin hükümsüz olduğu için aslında M öldüğü anda (o tarihteki yolsuz tescil aksini söylese de) gayrimenkul O’ya ve K’ye eşit olarak intikal etmiştir ve K, yarı hissesine sahip olduğu gayrimenkulden asla yararlanamamıştır.

İntifadan men

Bilindiği üzere, kural olarak, bir gayrimenkuldeki paydaşlar, men edilmedikçe, birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali ve davaya konu taşınmazın kamu malı olması halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Muris muvazaası söz konusu olan durumlarda da, ecrimisil talep edilebilmesi için intifadan men koşulu aranmaz. Yargıtay’ın yerleşik ve doğru uygulaması bu yöndedir. Yargıtay 1’inci Hukuk Dairesi, 24.9.2014 tarihli kararında;

“… Murisin, mirasçılardan mal kaçırmak maksadıyla yaptığı muvazaaya dayanan devir ve temlikler geçersizdir. Davaya konu taşınmazları belirtildiği gibi geçersiz temlikle iktisap eden davalının taşınmazı kullanımı iyiniyetli sayılamaz ve dolayısıyla kendisinden mal kaçırılan mirasçılar; murisin “ölüm” tarihinden başlayarak dava tarihine kadar geçen süre için ecrimisil isteyebilirler. Bu halde, intifadan men şartı da aranmaz. O halde, davacının, davaya konu taşınmazlar için murisin ölüm tarihinden itibaren ecrimisil isteyebileceği gözetilerek; talep edilen dönemle ilgili, davacının hissesi için hesaplanacak ecrimisilin hüküm altına alınması gerekirken, davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir…”

şeklindeki bozma kararına uyularak verilen yerel mahkeme kararını onamıştır. Yargıtay 3’üncü Hukuk Dairesi de 31.1.2005 tarihli kararında aynı yönde karar vermiştir.

Ecrimisil taleplerinde zamanaşımı süresinin 5 yıl olması ve buna göre güdülecek dava stratejisi

Ecrimisil, geriye doğru en fazla 5 yıllık süre için talep edilebilir. Muris muvazaasına konu devirlerin eski tarihli olduğu durumlarda söz konusu 5 yıllık sürenin önemli sonuçları olmaktadır. Bu noktada, kendisinden mal kaçırılan yasal mirasçıların akıllı davranmaları ve ecrimisil haklarının zamanaşımına uğramasına müsaade etmemeleri gerekmektedir. Şöyle ki;

Yukarıdaki örnekte muris M’nin ölüm tarihi yine 1.1.2010 olsun. Yasal mirasçı kızı K’nin ise, kardeşi O’ya karşı 1.1.2015 tarihinde (yani babalarının ölümünden tam 5 yıl sonra) muris muvazaası davası açtığını farzedelim. Eğer K, bu davayı (muris muvazaası davasını) açarken, 1.1.2010 – 1.1.2015 arası 5 yıllık dönem için ecrimisil talep etmezse bu, kesinlikle yanlış bir hukuki strateji olacaktır çünkü 1.1.2015’ten sonra her geçen gün 1.1.2010 ve sonrası döneme ilişkin ecrimisil alacağı da kademeli olarak zamanaşımına uğramaya başlayacaktır. Bu yüzden, somut olayın özelliklerine göre, ecrimisil talep etmek için muris muvazaası davasında hükmün kesinleşmesini beklemek yanlış olabilir. Örneğimize dönecek olursak, K, 1.1.2015’te muris muvazaası davasını açarken kardeşi O’dan geriye doğru 5 yıllık dönem için ecrimisil de talep etmelidir. K böyle yapmayıp da ecrimisil talebi için muris muvazaası davasında hükmün kesinleşmesini beklemeyi tercih eder ve ecrimisil talepli davasını örneğin 1.1.2019 tarihinde açarak 1.1.2010 – 1.1.2019 arası 9 yıllık dönem için ecrimisil talep ederse, kardeşi O’nun zamanaşımı savunmasıyla karşılaşarak 1.1.2010 – 1.1.2014 arası 4 yıllık döneme ilişkin ecrimisil hakkından mahrum kalabilecektir. Halbuki K, muris muvazaası davasını açarken ecrimisil de talep etmiş olsaydı 1.1.2010 – 1.1.2015 arası dönem için ecrimisile hak kazanabilecekti.

Dava tarihinden sonraki dönemi kapsar şekilde ecrimisile karar verilemeyeceği kuralı

1.1.2015’te ecrimisil talepli muris muvazaası davasını açan K’nin, dava boyunca geçecek zamana tekabül eden ecrimisil alacağının akıbeti ne olacaktır? Bu soru da çok önemlidir, zira dava boyunca gayrimenkul davalı kardeş O’nun zilyetliğinde kalmaya devam etmektedir. Bu durumda K, muris muvazaası davası sonrası dönem için bilahare ek bir dava açarak o döneme ilişkin ecrimisili de O’dan ayrıca talep edebilecektir. Yargıtay 1’inci Hukuk Dairesi, E. 2015/430 K. 2015/2668, 23.2.2015 tarihli kararında;

“Ecrimisil davalarında, dava tarihine kadar gerçekleşen ecrimisile hükmedilebilir.Dava tarihinden sonraki dönemi kapsar şekilde ecrimisile karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi (…)”

şeklinde hüküm kurmuştur. Aynı Daire, E. 2015/7808 K. 2015/9070, 17.6.2015 tarihli kararında da;

“Dava, ecrimisil istemine ilişkindir. Haksız işgal tazminatı niteliğindeki ecrimisil davalarında ancak dava tarihine kadar gerçekleşmiş zararın istenebileceği, dava tarihinden sonra gerçekleşmesi muhtemel zararın sonradan açılacak davanın konusunu oluşturacağı gözetilmeksizin dava tarihinden sonraki dönemi kapsar şekilde ecrimisile hükmedilmesi isabetsizdir.”

buyurmak suretiyle tartışmaya noktayı koymuştur.  

Sonuç

Bir avukattan hukuki yardım talep eden herkesin zihninde, hukuki hasmına karşı ileri sürülmesini istediği belirli bir talep, çok net olmasa da mevcuttur. Konu muris muvazaası olduğunda avukata danışan kişi, “Normalde bana miras kalacak malları babam sağlığında kardeşimin üzerine yapmış. O malları geri almalıyım.” veya benzeri bir serzenişte bulunacaktır. İşte bu durumda, müvekkilin talebinin hukuki sınıflandırmasını yapmak ve doğru davayı açmak avukatın görevidir.

Doğru davayı açmanın yanında, ileri sürülebilecek sair talepler hakkında müvekkili bilgilendirmek de avukatın asli görevlerinden biridir. Avukat kendisini, müvekkilin dar hukuki vizyonuyla sınırlandırmamalı, somut olayı tüm verileriyle değerlendirerek müvekkilinin belki de aklına dahi gelmeyen hukuki talepleri de çıkarıp müvekkilin önüne getirmeli ve dava yoluyla karşı tarafa yöneltmelidir. Bu yüzdendir ki muris muvazaası davalarında da salt tapu iptal ve tescil talebine odaklanılmamalı, konu ecrimisil açısından da titizlikle incelenerek sonucuna göre bir dava stratejisi belirlenmelidir. Muris muvazaası durumunda murisin ölüm tarihinden itibaren ecrimisil istenebileceğinden, murisin ölüm tarihinin (dolayısıyla muvazaalı devir tarihinin) eski tarihli olduğu durumlarda muris muvazaası davası açarken ecrimisil talebi de ileri sürülmeli, böylece müvekkilin elde edebileceği azami hak elde edilmeye çalışılmalıdır.

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir