Miras İşlemlerinde Vekaletname Kullanılması ve Konunun Hassasiyeti

Meselenin Takdimi

Yürürlükteki mevzuat uyarınca hemen hemen tüm hukuki işlemler vekaleten (yani bir vekil/temsilci aracılığıyla) yapılabilir. Uygulamada vekiller, noterliklerce düzenlenen vekaletnameler vasıtasıyla yetkilendirilmektedir. Konu miras olunca, bu vekaletnamelerin önemi iyice artar. Şöyle ki, özellikle çok sayıda mirasçı olduğu durumlarda tüm mirasçıların elbirliği mülkiyeti rejimi kapsamında tüm işlemleri hep birlikte (oybirliğiyle) yapmaları fiilen çok zor olduğundan genelde tercih edilen yol herkesin ortak bir kişiyi (bu kişi mirasçılardan biri de olabilir) vekil tayin etmesi ve tüm işlemlerin söz konusu vekil tarafından yapılmasıdır. Hele hele miras kalan gayrimenkuller söz konusuysa tüm intikal ve varsa satış işlemlerinin vekil tarafından takip edilmesi en iyi çözümdür.

Vekillik Görevi ve Önemi

Vekillik görevinin nasıl ciddi bir sorumluluk olduğunu idrak edemeyen bazı kişiler (hatta bazen avukatlar!), “Nasıl olsa elimde vekaletname var. İstediğim işlemi yaparım.” ciddiyetsizliğiyle miras işlemlerini halletmekte, tamamen şans eseri çoğu durumda herhangi bir sorun çıkmamaktadır. Ancak, vekilin yaptığı herhangi bir işlemin (kasten yapılmış olmasa bile) müvekkillere zarar verdiği sonradan ortaya çıkarsa vekil hem hukuken (tazminat sorumluluğu) hem de cezai olarak (ceza sorumluluğu) sorumlu tutulabilecektir.

Aynı şekilde, bir kişiyi vekil tayin etmenin ne kadar ciddi bir iş olduğunu idrak edememiş bazı kişiler, özellikle vekilin kötü niyetle hareket ettiği durumlarda telafisi çok güç zararlara maruz kalabilmektedirler. Vekilin kötü niyeti ve müvekkillerini (mirasçıları) “zararlandırma kastı” söz konusu olduğunda gerek hukuki gerekse cezai sorumluluğun derecesi artacak, hele hele vekil avukatsa durum iyice ciddi bir hal alacaktır.

Peki, yukarıda kabaca zikredilen riskleri ortadan kaldırmak için ne yapılabilir? Bu soruyu müvekkiller (vekil tayin eden yasal mirasçılar) ve vekil açısından ayrı ayrı cevaplamak doğru olacaktır:

Müvekkiller Açısından

Burada kilit kavram “yetkinin sınırlandırılması” dolayısıyla”dar kapsamlı vekaletname” olarak karşımıza çıkar. Gerçekten de vekil eden kişi (müvekkil) vekile verdiği yetkinin sınırlarını dilediği gibi belirleyebilir. Maddi manevi zarara uğramak istemeyen yasal mirasçı müvekkillerin yetkilendirdikleri kişiye (vekile) sadece gerekli olan yetkileri vermeleri, noterde düzenlettirdikleri vekaletnameleri mümkün olan azami ölçüde özelleştirmeleri gerekmektedir.

Örnek: Ayşe Teyze’nin babası vefat etmiş ve Bağdat Caddesi üzerinde milyonluk bir daire kendisine miras kalmıştır. Ayşe Teyze de yine Bağdat Caddesi’nde başka bir dairede ikamet etmektedir. Babasından miras kalan daireyi tapuda adına tescil ettirmek ve akabinde değerinde satmak isteyen Ayşe Teyze emlakçılık ile iştigal eden yeğeni Tankut adına noterden bir vekaletname düzenlettiririr. Tankut’un yapması istenen iş önce miras kalan dairenin Ayşe Teyze adına tapuda tescili (intikal) akabinde alıcı üçüncü kişiye satışıdır. Eğer Ayşe Teyze düzenlettirdiği vekaletnamede;

“İstanbul ili, bilumum ilçeleri, köyleri, mahalleleri ve sınırları dahilindeki bilumum taşınmazlardaki bilumum hak ve hisselerimin tamamını intikal ettirmeye ve dilediğine dilediği bedelle satmaya (…) Tankut’u vekil tayin ettim.” ibaresine yer verirse Tankut, sadece miras kalan daireyi değil, Ayşe Teyze’nin ikamet ettiği daireyi de dilediğine dilediği bedelle satabilecek konuma gelecektir. Ayşe Teyze böyle bir risk almalı mıdır? Kesinlikle hayır. O halde Ayşe Teyze vekaletnameyi “dar kapsamlı” hale getirmeli, tabiri caizse nokta atışı” vekaletname düzenlettirmelidir. Bunun için de miras kalan dairenin ada, pafta, parsel bilgileri, adresi, bağımsız bölüm numarası gibi detayları vekaletnamede belirtilmeli, sadece o daireyle ilgili yetki verilmelidir.

Ayşe Teyze’nin kendisini güvenceye alabileceği bir diğer yöntem vekaletnameye bir geçerlilik süresi koydurmaktır. Bu sürenin geçmesiyle Tankut vekaletnameye dayanarak hiçbir işlem yapamaz hale gelecektir.

Son olarak, bir diğer etkili güvenlik yöntemi de Tankut’u münferiden (yani tek başına) değil de bir başka kişiyle müştereken vekil atamaktır. Ayşe Teyze’nin Melis isminde çok güvendiği bir yeğeni daha olduğunu farzedelim. Tankut ile Melis’in müştereken vekil atanmaları halinde ne Tankut ne de Melis tek başına daireyi satamaz. Mutlaka ikisinin birlikte hareket etmeleri gerekecektir. Dolayısıyla içlerinden biri Ayşe Teyze’ye ihanet etmeyi kafaya koysa bile diğerinin varlığı ve Ayşe Teyze’ye olan sadakati kötü emellerin gerçekleşmesine mani olacaktır.

Vekil Açısından

Unutmamak lazım ki “kötülük” yapan her zaman vekiller değildir. Öyle durumlar vardır ki vekiller, kendilerini yeterince güvenceye almadıkları için kötü niyetli müvekkiller tarafından istismar edilip, yıllarca mahkemelerde sürünebilirler. Şöyle ki;

Vekil, müvekkilin talimatına uygun hareket etme, talimat olmasa dahi üzerine aldığı işi özenle yapma, özen borcuna aykırılık sebebiyle müvekkilin uğradığı zararları tazmin etme ve nihayet müvekkile hesap verme borcu altındadır. Bu çerçevede, vekil her daim uyanık ve akıllı olmalı, önemli işlemleri müvekkilinden yazılı talimat almadan asla yapmamalı, tahsil ettiği paraları müvekkile ya banka kanalıyla ödemeli ya da mutlaka makbuz karşılığında teslim etmelidir. Yukarıdaki örneği tersine çevirelim:

Tankut, işinde gücünde namuslu bir emlakçı, Ayşe Teyze ise (Tankut’un annesi olan kız kardeşinden içten içe nefret ettiği için) Tankut’u zor duruma sokmak isteyen emekli bir avukat olsun. Eğer Tankut,  Sonuçta teyzemdir, aileden biridir. Sorun çıkmaz. Bana güvenir.” diyerek Ayşe Teyze’nin elinden yazılı talimat almaksızın miras kalan daireyi satar, satış bedelini elden tahsil eder ve makbuz almaksızın Ayşe Teyze’ye elden teslim ederse hayatının en büyük hatalarından birini yapmış olur. Zira eğer Ayşe Teyze sonradan Tankut hakkında Savcılık Makamına “Dairemi sattı, parasını yedi.” şeklinde suç duyurusunda bulunursa Tankut, elden tahsil ettiği parayı Ayşe Teyze’ye elden verdiğini ispat edemeyeceği için ceza mahkemesinde yargılanıp mahkum olabilecektir. Yine Ayşe Teyze’nin Tankut’a açacağı tazminat davası neticesinde Tankut, dairenin satış bedelini Ayşe Teyze’ye elden vermiş olmasına rağmen daire bedeli tutarında bir tazminatı Ayşe Teyze’ye ödemeye mahkum edilecek, aslında haklı olmasına rağmen bunu ispat edememesi yüzünden büyük maddi ve manevi zarara uğrayacaktır.

Vekil atanan kişinin yasal mirasçı olması da hiçbir şeyi değiştirmez. Örneğin iki kardeşten biri diğerini miras işleriyle ilgili vekil tayin etmiş, vekil kardeş miras kalan daireyi satıp satış bedelinin yarısını kardeşine elden vermiş olsun. Bu durumda vekil eden kardeş “niyeti bozarsa”, yukarıda Ayşe Teyze’nin Tankut’a yaptığı şeylerin aynısını vekil kardeşine karşı yapabilecek ve ne yazık ki hukuken başarılı olacaktır.

Görüldüğü üzere vekilin kötüsü ne kadar kötüyse, müvekkilin kötüsü ondan da kötüdür.

Sonuç ve Tavsiye

İnsanoğlu çiğ süt emmiştir. Akraba, eş-dost hiç farketmez, her insandan her türlü hainlik beklenebilir. Atalarımız “Taş yakından gelir.” sözünü de boşuna söylememiştir. Dolayısıyla gerek müvekkil gerekse vekil durumunda olan (yasal mirasçı olsun olmasın) kişiler, vekaleten yapılan her türlü işlem kapsamında yukarıda özetlenen hususlara çok dikkat etmeli, belgesiz iş yapmamalı, kendilerini hukuken güvence altına almalıdırlar. Aksi davranış, Cumhuriyet Savcıları ve hakimlerle sık sık “görüşme” sonucunu doğurabilir.

 

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir