TAPU İPTAL VE TESCİL DAVALARINDA DAVACININ SADECE “TAPU İPTALİ” VEYA SADECE “TESCİL” TALEP ETMİŞ OLMASI HALİNDE MAHKEMECE İZLENECEK YOL

Hukuk yargılamasına hakim olan ilkelerden birini teşkil eden “Taleple Bağlılık İlkesi” 6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanununun 26’ncı maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

Taleple bağlılık ilkesi

MADDE 26- Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.

Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.”

Dolayısıyla, konusu gayrimenkul olan bir davada davacı, dilekçesinin talep sonucu bölümünde dava konusu taşınmazın tapusunun sadece “iptalini” talep edip ayrıca taşınmazın kendi adına “tescilini” talep etmeyi ihmal ettiyse hakim, dava sonunda taşınmazın davacı adına tesciline karar veremeyecektir. Zira davacı tescil talep etmemiştir ve HMK 26 uyarınca hakim, davacının talebiyle (tapu iptali) bağlıdır. Talep edilmeyen bir şeye (tescile) karar veremez.

Öte yandan, bir taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verilip de aynı taşınmazın başka bir kişi adına tesciline karar verilmezse, taşınmaz adeta tapusuz bir taşınmaza dönüşür ki böyle bir durumun da kabul edilemeyeceği aşikardır. Bu minvalde devletin, bütün taşınmazların hukuki ve geometrik durumlarını belirleyerek bunları bir sicile bağlama amacıyla benimsediği sistem “dolu pafta sistemi” olarak adlandırılmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, sadece tapu iptali talep edilen bir davada hakim nasıl hareket edecektir? Dolu pafta sistemine dayanarak davayı doğrudan ret mi etmelidir yoksa başka türlü bir hareket tarzı mümkün müdür? Bu sorunun cevabı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 1983/8-80, K. 1983/1162 numaralı ve 11.11.1983 tarihli kararı kapsamında verilmiştir. Kararın ilgili kısmı aynen şöyledir:

“(…) ilke olarak zilyetliğe dayanılarak açılan bir iptâl davasında, ayrıca tescil istediğinde bulunmamış olması iptâl davasının reddi için başlı başına bir sebep teşkil etmez. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, iptâl isteminin tescili kapsamadığı gözetilerek davacıya, ayrıca tescil davası açması için imkân tanınmak ve dava açılması halinde her iki dava birleştirilerek karara bağlanmaktan ibarettir. Çünkü sadece iptal davasının kabulüne ve dolayısıyla tapunun iptâline karar verilmesi, tapulu bir taşınmazın sicil dışı ( kayıtsız ) kalması sonucunu doğurur ki, böyle bir uygulama, Devletin bütün taşınmazları sicile bağlama yolunda benimsediği genel ilke ile bağdaşamaz ( HGK. 23.9.1983 gün, 1983/8-441 esas, 1983/848 karar ).

Ne var ki, temyize konu olan bu olayda davacı, iptâl değil, sadece tescil talebinde bulunduğu ve tescil isteği Yargıtay’ın yerleşmiş ve kurallaşmış uygulamalarına göre, tapu sicilinde mevcut eski kaydın iptali isteğini de kapsadığı cihetle, davacının ayrıca tapu kaydının iptalini de dava etmesine gerek yoktur.

Yargıtay’ın çözümü gerçekten de akla uygundur. Buna göre;

  • Bir davada, dava konusu taşınmazla ilgili olarak sadece “tapu iptali” talep edilmişse hakim, davacıya “tescil” talepli ayrı bir dava açması için süre vermeli, böyle bir dava açılırsa her iki davayı birleştirerek görmeli, verilen süre içerisinde böyle bir dava açılmazsa davayı (bize göre “hukuki yarar” yokluğundan yani dava şartı yokluğundan) usulden reddetmelidir.
  • Öte yandan bir davada sadece “tescil” talep edilmişse “tapu iptalinin” açıkça talep edilmiş olmamasının bir önemi yoktur zira davacı adına tescil kararı verilebilmesi için öncelikle dava konusu taşınmazın mevcut tapu kaydının iptali gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.

Neticede, her türlü davada olduğu gibi tapu iptal ve tescil davalarında da dava dilekçesinin özellikle “Talep Sonucu” kısmının büyük bir özen ve dikkatle kaleme alınması gerektiğine şüphe yoktur. Aksi takdirde gereksiz zaman ve masraf kaybı yaşanacağı kuşkusuzdur.

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

canlı maç izle ankara escort