YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ, MURİS MUVAZAASI DAVALARINDA “TARAFLARCA GETİRİLME İLKESİNİ” DİKKATE ALMAKSIZIN KARAR VEREBİLİR

“Mirastan mal kaçırılması” olarak ifade edilen hadise ülkemizde çok sık görülmektedir. Şöyle ki kişiler, ölmeden önce bir veya birden çok taşınmazlarını tapuda belirli kişi veya kişilerin üzerine devretmekte, böylece (müstakbel) yasal mirasçılarını miras haklarından mahrum etmeye çalışmaktadırlar. Şurası kesin ki hayatın olağan akışı içerisinde bir kişi (muris), belirli bir mirasçısından mal kaçırmak istiyorsa o mirasçıya hiçbir miras kalmayacak şekilde işlemlere girişir. Örneğin 10 adet taşınmazı varsa bunların hepsini birden elden çıkarır ve böylece öldüğünde terekesinde hiçbir taşınmaz bulunmaz. Muris, taşınmazlarının sadece 1-2 tanesini devreder de diğer taşınmazlarını devretmezse bu, murisin diğer mirasçılarına da miras kalmasına “müsaade ettiği”, böylelikle dava konusu devirleri “mirastan mal kaçırma” amacıyla yapmadığı şeklinde yorumlanabilecektir. Ancak bu yorumun sair delillerle desteklenmesi de bize göre olmazsa olmazdır. Eş söyleyişle, salt murisin terekesinde başka taşınmaz malların bulunması, aynı murisin ölmeden önce yaptığı (bedelsiz  bile olsa) taşınmaz devirlerinin kesinlikle mirastan mal kaçırma amaçlı olamayacağı anlamına gelmez.

Uygulamada mahkemeler, murisin gerçek iradesinin tespiti amacıyla UYAP sistemi üzerinden murisin aktif/pasif taşınmaz sorgusunu yapmakta ve sorgu sonucuna göre ilgili tapu sicil müdürlüklerine müzekkere yazarak murisin terekesinde başka taşınmaz mal bulunup bulunmadığını, dava konusu devirlerden başka devirler olup olmadığını, geçmişte davacılara da yapılan devirler olup olmadığını tetkik etmektedir. Bu aşamada “Taraflarca Getirilme İlkesi” hakkında beyanda bulunmamak olmaz:

Zikredilen ilke uyarınca hukuk davalarında tüm malzeme (yani davaya dayanak olan vakıalar (olaylar) ve bunların ispatına yarayacak deliller) sadece davanın taraflarınca getirilir. HMK 25/2 uyarınca hakim, kural olarak kendiliğinden delil toplayamaz. Hakimin kendiliğinden delil toplayabileceği davalar “re’sen araştırma ilkesinin” geçerli olduğu davalardır ki muris muvazaası davalarında re’sen araştırma ilkesi geçerli değildir. Eş söyleyişle, bir muris muvazaası davasında murisin terekesinde başka taşınmazlar olup olmadığı aslında hakim tarafından kendiliğinden araştırılamamalıdır. Ve fakat, uygulamada bu, tam anlamıyla böyle değildir zira Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması için bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması gereğine işaret etmektedir. Her ne kadar kural olarak sadece taraflarca dilekçelerinde “gösterilmiş” olan deliller hakim tarafından toplanabilecek ise de, muris muvazaası davalarında herhangi bir taraf, tapu kayıtlarına delil olarak dayanmamış (veya dava konusu taşınmazın tapu kayıtlarına delil olarak dayanmakla birlikte murisin terekesindeki diğer taşınmazların tapu kayıtlarına delil olarak dayanmamış) olsa bile hakim, murisin dava konusu devri yapmaktaki asıl irade ve amacının tespiti amacıyla murisin terekesinde başka taşınmaz olup olmadığını araştırabilmektedir. Bu bağlamda, doktrinde iddia ve savunmaların dayanağını teşkil eden vakıaların aydınlatılması için gerekli olan hallerde, hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde resmi makamlardan bilgi ve belge istemesinin taraflarca getirilme ilkesine aykırı olmayacağı belirtilmiştir. Bize göre de bu görüş isabetlidir. Ancak burada çok önemli bir ayrım vardır: Vakıa ve delil ayrımı. Şöyle ki;

Hakimin davayı aydınlatma görevi çerçevesinde resmi bir makamdan (taraflarca dayanılmayan) bir bilgi veya belgeyi istemesi için öncelikle o bilgi veya belge ile ispatlanabilecek vakıanın herhangi bir tarafça dilekçeler teatisi aşamasında “ileri sürülmüş” olması gerekmektedir. Hakim ancak böyle bir vakıanın ispatı için delil toplayabilir. Yoksa hiçbir şekilde ileri sürülmeyen bir vakıayı varmış gibi ele alıp, o yönde delil toplayamaz. Tahkikat sonucunda, davacı tarafından ileri sürülmeyen ve fakat ispatı, davanın kabulü sonucunu doğuracak nitelikte bir vakıa deliller ışığında ispatlanmış olsa bile hakim o vakıayı (sanki ileri sürülmüş gibi) dikkate alarak hüküm veremez. Ancak Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin aksi yönde kararları mevcuttur. Örneğin;

2013/19672 E. 2014/6895 K. numaralı ve 01.04.2014 tarihli karar kapsamında, maliki olduğu taşınmazın çıplak mülkiyetini, kendisinden 36 yaş küçük ikinci eşine, intifa hakkını üzerinde tutmak suretiyle ve bedelsiz olarak devreden murisin yaptığı devrin, “davalı ikinci eşin murise yıllarca bakmış olması ve murisin de davalının bu emeklerine bir karşılık verme amacıyla” (yani mirastan mal kaçırma amacıyla değil) yapıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne dair verilen ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. Oysaki davalı ikinci eş, yargılamanın hiçbir aşamasında muris eşine iyi baktığı için emek ve hizmetlerine karşılık davaya konu taşınmazın devredildiğini ileri sürmemiş, taşınmazın çıplak mülkiyetini bedelini murise ödemek suretiyle satın aldığını savunmuş ve fakat herhangi bir ödeme belgesi de sunmamıştır. Tüm bunlara rağmen 1. Hukuk Dairesi, dinlenen tanıkların ifadelerinden hareketle, dava konusu devrin “mirastan mal kaçırma amacıyla yapılmadığı” sonucuna resmen kendi kendine ulaşmış ve davalı ikinci eş tarafından hiçbir şekilde ileri sürülmeyen bir vakıayı var kabul ederek davanın reddi gerektiği yönünde karar vermiştir. Bahsi geçen karara bir üye muhalif kalmış olup, muhalefet şerhinin ilgili kısmı aynen şöyledir:

“Bilindiği üzere, 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 75. maddesiyle ayni yönde düzenleme getiren 6100 Sayılı HMK’nun 25. maddesinde ‘taraflarca getirilme ilkesi’ kabul edilmiştir. Bu ilke gereğince kural olarak Hakim, kendiliğinden taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Bu ilkenin bir sonucu olarak, bir tarafın yargılama sırasında ileri sürmediği bir hususun temyiz incelemesinde resen göz önünde bulundurulması usul hükümlerine uygun değildir.

O halde; yukarda değinilen somut olgular ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın davalı 2. eşine yaptığı temlikte gerçek iradesinin bağış olduğu ve mirasçılarından mal kaçırma amacıyla bedelsiz ve muvazaalı olarak oturduğu evini devrettiği saptanmış bulunduğuna göre, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davasının kabulüne dair mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, davanın reddine karar verilmesi yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.”

Bize göre muhalefet şerhindeki hukuki gerekçeler Daire kararındakilere göre çok daha sağlam olup, Dairenin kararı yanlıştır. 

Sonuç olarak, muris muvazaası davalarında Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin murisin iradesinin tespitine fevkalade önem verdiğini ve bu uğurda “taraflarca getirilme ilkesini” adeta görmezden gelerek, taraflarca ileri sürülmeyen bir vakıayı bile “maddi gerçeklik” olarak kabul etmek suretiyle karar verebileceğini akılda tutmak gerekmektedir. 

 

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir