Mirastan Mal Kaçıranların Düştüğü Trajikomik Hata

“Mirastan mal kaçırma” ibaresi kanuni bir terim olmasa da Yargıtay uygulaması ile hukukumuzda yerleşmiş bir kavramdır. Ortada kaçırılan bir miras varsa bu mirası kaçıranın kim olduğu sorusu doğal olarak akla gelmelidir. Bu sorunun iki cevabı olabilir:

  1. Mirasbırakan (muris) ölmeden önce yaptığı bir takım işlemler ile bazı mirasçılarını mirasından mahrum bırakmak istiyor ve bu şekilde “mirastan mal kaçırıyor” olabilir. Yani burada mirası kaçıran, eş söyleyişle, müstakbel terekesini kasten azaltan bizzat muristir.
  2. Muris öldükten sonra mirasçılarından biri diğer mirasçıları miras haklarından mahrum bırakmak amacıyla hukuka aykırı işlemler yapıyor olabilir. Örneğin muris öldükten sonra murisin evindeki kasanın boşaltılması, vekaletnameyle (murisin öldüğü beyan edilmeksizin) banka hesabından para çekilmesi, yine vekaletnameyle (ölüm resmi makamlara bildirilmeden, dolayısıyla nüfus kayıtlarına yansımadan önce) murisin sahibi olduğu gayrimenkullerin üçüncü şahıslara devredilmesi vb. Anlaşılacağı üzere burada mirastan mal kaçıran muris değil, mirasçı(lar)dır.

Bu yazımız, yukarıda belirtilen birinci ihtimal yani murisin mirastan mal kaçırması ile ilgilidir. Zaten Yargıtay uygulamasında da “mirastan mal kaçırma” dendiği zaman bu sadece “murisin mirastan mal kaçırması” şeklinde anlaşılmaktadır.

Örnek olay: Muris M’nin A ve B isminde iki yeğeninden başka kimsesi yoktur. A, M ile sürekli ilgilenen, halini hatrını soran çok saygılı bir çocuktur. B ise tam anlamıyla hayırsızın tekidir. M, tüm mirasını doğal olarak A’ya bırakmak istemektedir. Bu amaçla hareket eden M, sahibi olduğu tüm gayrimenkulleri tapuda satış göstermek suretiyle A’ya devreder. Birkaç sene sonra M vefat eder.

Bu olayda M çok yanlış hareket etmiştir. Şöyle ki, M’nin ölümünden sonra A’ya karşı “muris muvazaası” davası açacak olan B bu davayı çok ama çok büyük bir ihtimalle kazanacak, M’nin sağlığında A’ya devrettiği tüm gayrimenkullerde yarım hisseye sahip olacak ve tabiri caizse M mezarında ters dönecektir. Zira M’nin hayattayken yaptığı tüm işlemler boşa gitmiş, en istemediği sonuç gerçekleşmiştir.

Peki M nasıl hareket etmeliydi?

Bir kere B’nin saklı paylı mirasçı olmadığını hemen hatırlamak gerekir. Bu demektir ki M, terekesinin tamamı üzerinde (muvazaalı şekilde olmamak kaydıyla) serbestçe tasarruf edebilir. Örneğin M, gayrimenkullerini A’ya “satmak” yerine bağışlamış olsaydı, B buna karşı hiçbir şey yapamaz, tenkis davası bile açamazdı. Yine M, noterden bir vasiyetname düzenlettirerek tüm mirasını A’ya vasiyet etmiş olsaydı B yine çaresizdi. Ancak ülkemizde, hukuk bilmeyen ve avukata danışma kültürü de olmayan ortalama insanımız, en hızlı ve  garanti çözümün “tapuda satış” olduğunu düşünerek bu yolu seçmekte ve ölümünden sonra aile arasında patlak verecek ve genelde miras bırakmak istemediği mirasçılar tarafından kazanılacak miras davalarının açılmasına sebebiyet vermektedir. İşin trajikomik tarafı ise bu kişilerin, amaçladıkları sonucun gerçekleşmesini sağlayabilecek hukuki imkanları olmasına rağmen, bu imkanları kullanmadıkları için amaçladıkları sonucun tam tersinin gerçekleşiyor olmasıdır.

Sonuç olarak, mirası (müstakbel terekesi) üzerinde tasarruf etmek isteyen herkesi, konunun uzmanından hukuki danışmanlık hizmeti satın almaya davet ediyoruz. Elden başka bir şey gelmez.

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir