Yargıtay: “Mirastan Mal Kaçırmada “Aracı” veya “Emanetçi” Gibi Kişiler Kullanılması Sonucu Değiştirmez.”

Mirastan mal kaçırma (hukuki tabirle “muris muvazaası”) davalarında miras bırakanın ölmeden önce yaptığı bir takım temliki işlemler (yani devir işlemleri) söz konusudur. Çoğunlukla tapuda yapılan bu işlemler kapsamında miras bırakanın, belirli bir (müstakbel) mirasçısına gerçekte bağışlamak istediği bir gayrimenkulünü, diğer (müstakbel) mirasçılara o gayrimenkulden herhangi bir hisse miras kalmamasını amaç edinerek (mal kaçırma kastı ile) satış göstermek suretiyle (sanki alıcıdan para almış gibi) devretmesi söz konusudur.

Uygulamada, hukukçu olmayan ve 5 TL’ye satılan cep kanunlarından edinip bunları birkaç gün karıştırınca avukat olduğunu zanneden bazı kendini bilmez kişilerin müstakbel miras bırakanlara hitaben;

“Abi sen şimdi o daireyi direkt senin oğlana devretme. Araya birini sok. Ona satmış gibi göster. O da gitsin sonra senin oğlana versin daireyi. O zaman bir şey yapılamaz.” 

mealinde “akıl” verdikleri ve böylelikle hedeflenen sonuca (mal kaçırma) ulaşılacağını düşündükleri acı bir tebessümle izlenmektedir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 03.05.2016 tarihli bir kararında kendilerini çok akıllı zanneden miras bırakanları üzecek bir karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olup; davacılar, murislerinin çekişme konusu taşınmazlarını terekeden mal kaçırmak için aracı ve emanetçi kişiler vasıtasıyla davalı kızına aktardığını ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.

Mahkemece, murisin doğrudan davalı kızına yaptığı bir temlik bulunmadığı, dava dışı başka mirasçıların da bulunduğu, bu durumda 1.4.1974 tarihli, 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın uygulanamıyacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, aslında bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli, 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 706., 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 237. ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa sebebiyle geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Diğer taraftan, 1.4.1974 tarihli, 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararın uygulanabilirliği açısından; miras bırakanın terekeden mal kaçırma amacıyla taşınmazını doğrudan lehine hareket ettiği mirasçısına ya da üçüncü kişiye devretmiş ya da yaptığı temliki işlemlerde aracı ve emanetçi kişiler kullanmış olmasının sonuca bir etkisi yoktur.

Hâl böyle olunca, işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.”

Görüldüğü üzere Yargıtay, aslolanın miras bırakandaki mal kaçırma kastı olduğunu, miras bırakanın mal kaçırmaya konu devri doğrudan kayırmak istediği mirasçısına yapmasının şart olmadığını, “emanetçi” veya “aracı” gibi kişilerin araya girmiş olmasının sonuca etki etmeyeceğini açıkça hüküm altına alınmıştır.

Belirtmek isteriz ki araya “emanetçi” veya “aracı” gibi bir kişiyi sokarak mal kaçırma kastını gizlemeye çalışmak aslında tam anlamıyla “kendi ayağına sıkmaktır”. Şöyle ki, miras bırakanın ölümünden sonra davalı konumda yer alacak (miras bırakandan karşılıksız mal edinen) yasal mirasçının davayı kazanması için en temel imkanı “miras bırakanın dava konusu devri mal kaçırma kastı ile yapmadığını” ispat edebilmektir. Arada bir emanetçi/aracı olduğunda bunun ispatı çok daha zor ve hatta imkansız olacaktır. Halbuki dava konusu devir miras bırakan tarafından doğrudan davalı yasal mirasçıya yapılmış olsaydı, davalı yasal mirasçının;

“Diğer kardeşlerim babama hiç bakmadı. Senelerce ben baktım. Bana duyduğu minnet duygusuyla dairesini bana verdi. Mal kaçırma kastı yoktu.” 

veya buna benzer (olayda mal kaçırma kastı olmadığı yönündeki) savunmalarla davayı kazanma şansı pekala mevcuttur.

Sonuç olarak, hakimlerin de en az miras bırakanlar kadar akıllı ve olayların perde arkasını görebilen insanlar olduğunu unutmamak ve mirastan mal kaçırırken faydalı olmak bir kenarda dursun son derece zararlı olacak saçma “taktikler” kullanmanın müstakbel miras bırakanlara ve kayırmak istedikleri yasal mirasçılarına  hiçbir şey kazandırmayacağı anlamak gerekmektedir.

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir