65 yaşın üstündeki kişilerin yapacakları hukuki işlemlerde doktor raporu alınması mecburi midir?

MESELENİN TAKDİMİ

Günlük hayatta “Sen 65’i geçtin. Noterde, tapuda raporsuz işlem yapamazsın.” vb. ifadeler sıklıkla duyulur. Peki, bu söylenen her zaman doğru mudur?

Hayır!

65 yaşını geçen her kişinin akıl sağlığını yitirmesi gibi saçma bir düşünce tabii ki söz konusu olamaz. 85-90 yaşında nice amcalar, teyzeler vardır ki 25 yaşındaki gençlerden daha berrak zihinlere sahiptirler. O halde nedir bu rapor meselesi? Niçin toplumda 65 yaşını geçen kişilerin mutlaka raporla işlem yapabileceği gibi bir algı oluşmuştur?

Bu sorunun cevabı 17.08.2013 tarih ve 28738 numaralı Resmi Gazete’de yayımlanan Tapu Sicili Tüzüğü’nün 19’uncu ve 13.07.1976 tarih ve 15645 numaralı Resmi Gazete’de yayımlanan Noterlik Kanunu Yönetmeliği’nin 91’inci maddelerinde saklıdır ve denebilir ki 65 yaş meselesi tamamen uygulamayla ortaya çıkmıştır.

Tapu Sicili Tüzüğü’nün 19’uncu maddesi şöyledir:

Tasarruf yetkisinin belirlenmesi

MADDE 19 – (1) İstemde bulunanların fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı araştırılır.

(2) Müdürlük, istem sahibinin ifade, tavır ve davranışlarından fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda şüpheye dûşerse resmî veya özel sağlık kuruluşundan ilgilinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığı hakkında fotoğraflı sağlık raporu ister. Raporun tarihi ve numarası resmî senet veya istem belgesi içeriğinde belirtilir ve raporun aslı işlem dosyasında saklanır.”

Noterlik Kanunu Yönetmeliği’nin 91’inci maddesi ise şöyledir:

Yeteneğin Tesbiti:

Madde 91 – Noterin ilgilinin yeteneği hakkında bir kanı sahibi olması gereklidir. Temyiz kudretine sahip bulunan ve işlemin niteliğine göre gerekli yaşa girdiği anlaşılan herkes hukuki işlemleri yapmaya ehil olup bu yaş resmi belge ile saptanır. Tanık veya kanı ile yaş tespit edilemez.

İlgilinin yaşlılık, hastalık veya dış görünüşü itibariyle yeteneğinden şüphe edilmesi veya bu konuda ihbar ve şikayet bulunması hallerinde temyiz kudretinin varlığı doktor raporu ile saptanır. Bu takdirde metnin içinde tarih ve numarası ile rapordan bahsedilir, raporun aslı işlemin noterde kalan nüshasına eklenir.

Hukuki işlerin belgelendirilmesi anında ilgili iradesini serbestçe ve kendi isteğine uygun olarak beyan etmelidir. Beyanın tam ve eksiksiz olarak yazılması gereklidir. Yapılan işlemin niteliğine göre gerekli soruların sorularak işlemin sonucu hakkında ilgiliye açıklama yapılması gereklidir.”

ÖLÇÜT: ŞÜPHE, İHBAR VEYA ŞİKAYET

Alıntılanan tüzük ve yönetmelik hükümlerinden de anlaşılacağı üzere doktor raporu alınıp alınmaması hususunda mevzuatımızda belirlenmiş bir yaş sınırı kesinlikle yoktur. Buradaki ölçüt, ilgili memurun, işlem yapacak kişinin ayırt etme gücünden şüphe etmesi veya bu konuda ihbar veya şikayet bulunmasıdır. Dolayısıyla, akıl sağlığından şüphe edilen 45 yaşındaki bir kişiden rapor talep edilebileceği gibi, akıl sağlığından şüphe edilmeyen 85 yaşındaki bir kişiye de pekala raporsuz işlem yaptırılabilir. Buna kanunen hiçbir engel yoktur. Ancak şu bir gerçek ki, uygulamada noterler ve tapu sicil memurları, özellikle satış ve bağışlama gibi mal varlığı üzerinde doğrudan etki eden tasarruf işlemleri söz konusu olduğunda 65 yaş üzerindeki kişilerin raporsuz işlem yapması konusunda çekingenlik gösterebilmektedirler. Burada işlemin niteliği önemlidir. Örneğin elektrik, su, doğalgaz abonelik sözleşmeleri imzalama yetkisini içeren basit bir vekaletname için hiçbir noter 90 yaşındaki bir kişiden bile kolay kolay doktor raporu istemez. Eğer kişi ne yaptığını biliyorsa, noterin “Bu vekaletnameyi niçin veriyorsun?” sorusuna tereddütsüz cevap verebiliyorsa hiçbir sorun yoktur ve noter işlemi yapar. Ancak işlem bir vasiyetname düzenlenmesi veya gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi düzenlenmesi ise işler değişir. Bu durumda gerek noterler gerekse tapu sicil memurları daha muhafazakar bir tavır içine girerler ve büyük çoğunlukla doktor raporu isterler.

90 yaşındaki bir kişi doktor raporu olmaksızın tapuda veya noterde çok önemli bir işlem yaptı diyelim. Bu işlem için doğrudan “geçersizdir” denebilir mi? Kesinlikle hayır! Eğer 90 yaşındaki kişi, söz konusu işlemi yaparken işlemin sonuçlarını tam olarak öngörebiliyor durumdaysa o işlem kesinlikle geçerli ve bağlayıcı bir hukuki işlemdir.

65 yaş konusunda uygulamada yaşanan tereddütler neticesinde Yüksek Sağlık Şurası’nın 2003 yılında oybirliğiyle aldığı ve tam metni aşağıya alıntılanan karar da hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak derecede açıktır:

YÜKSEK SAĞLIK ŞURASI

Toplantı  tarihi: 20-21 Şubat 2003-05-28

Toplantı  sayısı: 229

Karar sayısı: Tavsiye kararı (10642)

KARAR

Ülkemizde akli meleke (hukuki işlem yapma ehliyeti) raporlarının düzenlenmesi ile ilgili olarak uygulamada karşılaşılan bazı tereddütler genel olarak değerlendirildi.

65 yaşın üstündeki kişilerin yapacakları hukuki işlemler ile ilgili olarak herkesten sağlık raporu istenmesi ve bunun rutin hale getirilmesi, bu yaşın üzerindeki kişilere haysiyet kırıcı, ayrımcı bir uygulama olarak görülmektedir. Nitekim, Avrupa Temel Haklar Şartnamesinin 21’inci maddesi yaş nedeni ile ayrımcılığı yasaklamaktadır. Ayrıca, Medeni Kanun “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergen kişinin fiil ehliyetinin olduğu’’ genel kaidesini getirmiştir. Bunun aksini iddia eden, iddiasını ispat ile yükümlü bulunmaktadır.

Bu nedenle, tüm yaşlılardan istenilerek bu kişileri ek külfetlerle yormamak için, yalnızca yapılacak hukuki işlemle ilgili olarak işlemin yapıldığı anda kişinin işlem yapma ehliyeti veya akli melekesinin yerinde olmadığından ciddi şüphe duyulması ve/veya bu yolda bir iddia ve şikayetin bulunması halinde tabip raporu istenmelidir.

Diğer taraftan, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 13’üncü maddesindeki,  “Bir şahsın ahvali bedeniye ve akliyesi hakkında rapor tanzimine münhasıran bu kanunla icrai sanata selahiyeti olan tabipler mezundur.’’ hükmü ile tabiplere bu yetki verilmiştir. Bu kanuna göre sanatlarını icra etmeye yetkili olan tabipler; kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığının tespiti için, doğru algılama, kavrama ve buna göre hareket etme konusundaki ruhsal yetenekleri, bellek yapısı, zihinsel işlevleri, fiziksel vaziyeti, zaman ve mekan oryantasyonları gibi bir dizi davranış özelliklerini saptayarak, kişi hakkında sağlık raporu düzenlenmeye yetkilidir. Tabip gerek görürse, ilgili uzmana sevk ederek uzman tarafından karar verilip raporun düzenlenmesini isteyebilir.

 Belirtilen sebeplerle;

  1. 65 yaşın üzerindeki herkesten bila istisna rapor istenmesinin doğru olmadığına,
  2. Hukuki işlemle ilgili olarak işlemin yapıldığı anda kişinin işlem yapma ehliyeti veya akli melekelerinin yerinde olmadığından ciddi şüphe duyulması ve/veya bu yolda bir iddia ve şikayetin bulunması halinde rapor istenilmesine,
  3. 1219 sayılı kanun uyarınca mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin, akli meleke (hukuki işlem yapma ehliyeti) raporlarını düzenleme yetkilerinin kabulüne,
  4. Bu tavsiye kararının ilgili mercilere bildirilmesi hususunun uygun olacağına, Şuramızca oybirliği ile karar verildi.”

SONUÇ OLARAK

Mevzuatımızda 65 yaşın üstündeki kişilerin mutlaka akıl sağlığı raporuyla hukuki işlem yapabileceklerine ilişkin hiçbir hüküm mevcut değildir. Belirli bir hukuki işlemi yapma yetisi (fiil ehliyeti) tamamen nispi yani göreceli bir kavram olup, kişiye ve işlemin türüne göre, olay bazında tespiti gerekir. Yargıtay da bu görüştedir. 65 yaşın üzerinde olup da noterde veya tapu sicil müdürlüğünde işlem yaptıracak olan kişilerden mutlaka doktor raporu istenmesi gibi bir uygulama hukuk dışıdır. Kişinin akıl sağlığı konusunda şüphe veya ihbar veya şikayet var ise kişinin yaşı ne olursa olsun zaten doktor raporu istenecektir, istenmelidir. Konunun yaşla bir ilgisi yoktur. Yine de özellikle vasiyetname düzenleyerek mal varlığının bir bölümünü veya tamamını veya belirli bir malını bir kuruma veya başka bir kişiye vasiyet etmek isteyen 60-65 yaş üstü kişilerin (özellikle işlem tarihinde tanısı konmuş demans vb. akıl hastalıkları mevcut ise) işlemden önce aynı gün tarihli akıl sağlığı raporu almaları büyük önem arz etmektedir. Aksi takdirde ölümleri akabinde yasal mirasçılar, söz konusu vasiyetnamenin iptalini dava ettiklerinde işlemin raporsuz yapılmış olması davalı atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı için önemli bir handikap olabilecektir.

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir