“Elinden vekaletname aldılar, malları üzerlerine geçirdiler” meselesi

Bu yazımızda ülkemizde sürekli karşılaşılan bir durumla ilgili açıklamalarda bulunacağız. Yazımızın başlığındaki türde yakınmalar toplumumuzda çok sık duyulur. Yine misal;

“Dayım, dedemi kandırıp elinden vekaletname almış, o vekaletnameyle dedemin dairesini arkadaşına güya satmış, sonra da arkadaşından kendi üzerine geçirmiş. Annemlerin hakkı yendi.” 

vb. şikayetler canı yanan müvekkillerin avukatlarıyla konuşurken çok sık sarf ettiği sözlerdendir.

Her zaman söylediğimiz gibi, bir miras davası açarken yapılması gereken en önemli iş, hukuki sorunun doğru tahlil edilmesi ve somut olaya uygun doğru davanın açılmasıdır. Bu kapsamda, “ehliyetsizlik sebebiyle tapu iptal ve tescil davaları”, “muris muvazaası sebebiyle tapu iptal ve tescil davaları” ve “vekalet görevinin kötüye kullanılması sebebiyle tapu iptal ve tescil davaları” birbirlerine oldukça benzeyen ve ne yazık ki uygulamada birbirlerinin yerine yanlışlıkla açılabilen davalardandır. Yanlış kurguyla yanlış dava açmanın sonucu müvekkilin hak kaybı yaşamasıdır. Miras davaları çoğu zaman yüksek meblağlı davalar olabildiği için de kaybedilen bir dava sonucunda davacı tarafın davalıya çok ciddi tutarlarda yasal avukatlık ücreti ödemesi söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla “Miras davalarının şakası yoktur.” dersek hiç de abartmış olmayız.

Konumuza dönecek olursak;

Türk hukukuna göre, bazı istisnalar haricinde, her türlü hukuki işlem (örneğin taşınmaz satışı) bir vekil vasıtasıyla yani vekaleten yapılabilir. Örneğin, taşınmazını satmak isteyen 80 yaşındaki Mehmet Amca, tapu sicil müdürlüğüne kadar zahmet etmek ve saatlerce uğraşmak yerine, noterden 5 dakikada oğlu Ali adına bir vekaletname çıkararak taşınmazın satışı konusunda Ali’yi yetkilendirebilir. Ali de babasından aldığı bu vekaletnameyle tapu sicil müdürlüğüne giderek babasının taşınmazını dilediği kişiye dilediği bedelle satabilir. İşte bu noktada çeşitli ihtimaller ortaya çıkmaktadır:

Birinci ihtimal: Mehmet Amca taşınmazını gerçekten satmak ve parasını almak istiyordur ve Ali de taşınmazı piyasa rayicinde satmış ve satış bedelini babasına iletmiştir. Bu durumda zaten ortada hukuka aykırı bir durum yoktur. Sadece vekaleten yapılmış bir taşınmaz satışı söz konusudur.

İkinci ihtimal: Ali, babasının 1.000.000 TL piyasa rayiç değeri olan bu taşınmazını, iyi araştırma yapmaması ve özensiz davranışı neticesinde (babasına zarar verme kastı olmaksızın) 750.000 TL bedelle Tarık’a satmıştır. Bu durumda Tarık’a karşı yapılabilecek bir şey yoktur. Taşınmaz Tarık’tan geri alınamaz. Mehmet Amca, uğradığı 250.000 TL zararı oğlu Ali’den dava yoluyla talep edebilir.

Üçüncü ihtimal: Mehmet Amca taşınmazını gerçekten satmak ve parasını almak istiyordur ve fakat Ali babasının taşınmazını önce bedelsiz olarak arkadaşı Kamil’in üzerine, oradan da kendi üzerine geçirmiştir. Bu durumda Ali, babası Mehmet Amca’dan aldığı vekalet görevini kötüye kullanmıştır. Mehmet Amca bu durumda oğlu Ali’ye karşı dava açarak taşınmazını geri alabilir.

Dördüncü ihtimal: Mehmet Amca’nın gerçek niyeti taşınmazını satmak değil, bu taşınmazı oğlu Ali’ye bağışlamaktır. Zira Mehmet Amca kendisinden sonra taşınmazın sadece Ali’nin olmasını istemekte, diğer oğlu olan Hakan’ın bu taşınmazda hak sahibi olmasını engellemek istemektedir. Hakan’dan mal kaçırma iradesini gizlemek isteyen Mehmet Amca, oğlu Ali’ye tapuda direkt bir satış yapmak yerine oğlunu vekil olarak araya sokarak önce arkadaşı Kamil’e satış yaptırmış, ondan sonra Kamil taşınmazı bedelsiz olarak Ali’ye devretmiştir. Bu durumda Mehmet Amca’nın diğer oğlu Hakan’dan mal kaçırmak istemesi söz konusu olduğu için “muris muvazaası” gündeme gelecektir. Hakan, babası hayatta olduğu müddetçe Ali’ye yapılan devirle ilgili dava (muris muvazaası sebebiyle tapu iptal ve tescil) açamaz. Babasının ölümünü beklemek zorundadır.

Beşinci ihtimal: Ali, işlem tarihinde akli dengesi yerinde olmayan Mehmet Amca’dan taşınmazın satışı için bir şekilde vekaletname almayı becermiş ve taşınmazı eşi Fatma’nın üzerine geçirmiştir. İşte bu durumda taşınmaz satışına dayanak teşkil eden vekaletname Mehmet Amca tarafından verildiği sırada Mehmet Amca’nın temyiz kudreti (ayırt etme gücü) olmadığı için gerek vekaletnamenin kendisi gerekse dayanağını teşkil ettiği taşınmaz satışı kesin hükümsüzdür. Bu durumda Mehmet Amca, “ehliyetsizlik sebebiyle tapu iptal ve tescil davası” açarak taşınmazını geri alabilecektir. Ancak bu davayı açabilmek için de Mehmet Amca’nın ayırt etme gücünün bulunması şarttır. Mehmet Amca ayırt etme gücünü sürekli şekilde kaybettiyse ne olacaktır? Bu durumda iki ihtimal vardır: Ya Mehmet Amca vesayet altına alınacak ve söz konusu davayı Ali’ye karşı vasi açacak ya da Mehmet Amca’nın ölümünden sonra Mehmet Amca’nın Ali haricindeki tüm yasal mirasçıları birlikte hareket ederek aynı davayı Ali’ye karşı açarak taşınmazın satışının iptalini talep edeceklerdir.

Görüldüğü üzere, kağıt üzerinde aynı nitelikte gözüken işlemler dahi aslında birbirlerinden çok farklı özellikler sergileyebilmektedir. Bu yüzden miras hukukunda doğru kurguyla doğru dava açmak kadar önemli bir husus daha bizce yoktur.

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir